Çarşamba, Kasım 12, 2014

hatırası var

annemin mutfağı çok geniş değil. dolaplar da pek fazla sayılmaz. o yüzden mutfak için yeni kap kaçak almaktan imtina eder koycak yer yok diye. alacaksa iş görecek şey alır. bu tabakları da almıştı ama mutfakta yer olmadığından salondaki vitrin/kütüphanenin kapalı bir bölmesinde duruyordu. mutfakta kolay kullanılabilecek el altı bir yerde olmadığı için de pek kullanmadı. ama ben severdim, kullansak ya diye heves ederdim. "benim beğendiğim biriyle evlenirsen, sana veririm evlenirken" demişti :)

böyle alttan alttan çok işlerdi annem evlilik mevzusunda :) amma velakin, bizim evlilik meselesi biraz çetrefilli olunca, "bunları alabilir miyim?" diye soramadım düğün arefesinde ;)


sonraaa, günlerden bir gün, hafsa meryem doğdu. trabzon'dan anneannesi onu görmeye gelirken meşhur yeşil kaseyi çikolatalarla, lokumlarla, pestillerle, fındıklarla doldurup süsleyip getirdi. pek sevindim. pek duygulandım. o gün bu gündür çoook severek kullanıyorum bu takımı.

salı günü doğum yaptım. annem perşembe sabah havaalanından direkt hastaneye gelmişti. sonra çıkış işlemleri hallolunca beraber eve geçmiştik. babam da cumartesi geldi torununu görmeye. ikinci fotoğraf o günden. dedesi, hafsa'nın ezanını okumuş, isim merasimimizi yapmıştı. duanın ardından zeynep nihal'in ikramıyla yenmişti çikolatalar.

Pazartesi, Kasım 03, 2014

ehlen ve sehlen

Hulofera ile blog yazdığımız günleri özleyip sahalara dönmeye karar verdik. en son bugün, "yazmak istiyorum ama fırsat bulamıyorum" diyince, "isteyince fırsat bulunuyormuş" dedi hulofer. aldım gazı, yazıyorum. hiç özet geçemeyeceğim ama. ara ara olup bitenleri anlatırım inşallah. şimdilik şu andan bahsedeyim. çarşambadan cumartesiye trabzondaydık ablam ve çocuklarla. benim geleceğimden haberleri yoktu. abim aldı bizi havaalanından. ona da sürpriz oldu. eve geldiğimizde herkes içeri girdi. kapı kapandı. ben arkadan tekrar zili çaldım. babam açtı. şaştı kaldı. çok sevindi. elhamdülillah.

babam prostat ameliyatı oldu. epeydir sıkıntısı vardı. ah bu doktorlar! doktorlarımız! birinin dediği diğerini tutmuyor. ktü tıp'ta biyopsi yaptılar önce. yapmaz olaydılar. damarlardan birini kesmişler. çok kan kaybı olmuş. 7 ünite alyuvar verilmiş. ameliyatı samsun tıp'ta oldu. Allah razı olsun dayım, yengem çok ilgilendiler. biz gidemedik o sıra. annem, abim yanındaydılar. trabzon'da biyopsi olduğu  sıra mfc de gitmişti. hasılı kelam, biz her şey olup bittikten sonra gidebildik çoluk çocukla. ayrıntıları da gidince öğrendik. ameliyat bişey değilmiş, biyopsi çoook daha zor geçmiş. biz iyi gördük inşallah. ama zayıflamış epey. 8 kilo vermiş bu süreçte. İnşallah bundan sonrası rahat olur. aynı sıkıntılar tekrar yaşamaz. Allah babaların hepsine iyilik versin, şifa versin. Ahirete irtihal edenlere rahmet eylesin. Ve cümlemizi işinin ehli ve merhametli doktorlarla karşılaştırsın. Bu benim hastane duamdır.
kızım hafsa meryem, dedesinin kucağında. ramazan bayramı arefesinden bu fotoğraf. 27 temmuzdan. ana babası dönme dolaba binmişti, o da dedesinin kucağında atlı karıncayı seyretmişti.

tekrar görüşmek üzere.
inşallah.
mandalin

Perşembe, Eylül 20, 2012

foşur foşur



balkonlarımız, evlerimizin mutena ve yarı mahrem alanları foşur foşur, şarıl şırıl yıkanarak temizlenir. lakin bunu nedense göz ardı eden müteahhitlerimiz balkon zeminlerinde açıklık bırakıyorlar. hiç iyi etmiyorlar. balkonu yıkayayım derken alt komşularla papaz mı olalım? yoksa dışarının bütün tozunu kirini silerek mi bertaraf edelim? bez dayanmıyor o zaman da arkadaş. sil at, uygulaması yapmak gerekiyor. zira çevredeki inşaatların fazlalığı dolayısıyla çok toz oluyor. bir kere kullandığın bezden de bir daha hayır gelmiyor.


evin beyine derdimi ilettim. güya o açıklıkları kapatacak ya da kapattıracak. bakalım ne zaman?

Salı, Eylül 18, 2012



çocukluğumuzun oyunu. geçen gün rastladık, aldık. hâlen satılıyormuş meğer.
babasından solo test alacağım diye para istemiş vaktiyle bizim bey. adamcağız, oğlum ders çalışıyor maşallah diye sevinmiş. test dediği şeyin oyun olduğunu görünce bozulmuş, lakin Allah'tan kendisinin de hoşuna gitmiş sonradan ;)

oynayanlar bilir, oyunun sonunda kalan taş adedine göre size bir sıfat biçiliyor. kurnazlıktan öteye geçemedim ben :D

Perşembe, Ağustos 30, 2012

Allah nasip ederse yarın askerimin yemin töreni var. Törenden sonra o kışladan inşallah beraber çıkacağız. Nasipse bir hafta beraberiz. Sonra kalan askerlik süresini doğuda bir ilin ilçesinde geçen kış kardan dolayı 3 ay yolları kapalı olan köyünde öğretmenlik yaparak tamamlayacak. Rabbim kolaylaştıracak inşallah.

Bu acemi askerlik sürecinde Allah nasip etti, ilk hafta hariç, bayramdan itibaren gün aşırı ziyarete gittik eşimi. Bayramdan beri Isparta'dayım. Dağ yolundan gidince sadece 25-30dk. sürüyor Isparta'da evden çıkıp B.'da kışlaya varmamız. Bu fırsatı değerlendirdik biz de. Askerimize moral oldu. Askeriye'nin emir komuta zincirine bu sayede dayandı :)

 Askerimize soruyorduk, ne istersin ne getirelim diye, çay yeter diyordu her seferinde.Kahvaltıda sadece 1 bardak çay veriliyormuş. Kantinde de demleme değil sallama çay oluyormuş. Her seferinde termosa çayımızı doldurduk. Yanına da nevalemizi aldık. Piknik havasında geçti ziyaretlerimiz. Kayınpeder iyice alıştı hatta ortama. Dün hüzünlendi bu son oturuşumuzdur herhalde burda diye :)

Geçen haftasonu gittiğimizde uzun dönem askerlik yapacak acemi askerler gelmeye başlamıştı. Onları görebiliyorduk oturduğumuz yerden. Kimisi o kadar gençti ki. İncecik delikanlılar. Kendi askerimiz yanımızdaydı ya nasıl olsa, biz de bu tazecik askerlerin derdine düştük kayınvalidemle. Gözlerimiz doldu bolca. Rabbim hayırlı tezkereler nasip etsin cümlesine. Hayırla, sağlıkla kavuştursun bekleyenlerine.



iki oğlan bir kız

bir kaç saattir, ara ara bilgisayar başından kalkıp tekrar oturmak suretiyle şu blogu okuyorum. güneşli günler'in linklerinden geldim sanırım oraya. bayıldım. okudukça okudum. kısa kısa yazmış 3 çocuk annesi gazoz kapağı yazılarını. sıkıcı detaylar, lafı uzatmalar yok. boncuk gözlü evlatlar var. Büyük oğlan Yusuf'un pek bilmiş konuşmaları var.

isminin ayşe olduğunu öğrendim yorumlardan. başka bir yorumdan "güneşe yolculuk" isimli bir kitabı olduğunu. kitapyurdu'ndan isminin ayşe sevim olduğunu ve bir değil epey bir kitabı olduğunu öğrendim akabinde de ;)

3 arkadaş beraber yazdıkları şu blog da hoşuma gitti. eski bir arkadaşlık belli ki onlarınki. lise midir üniversite midir bilemedim. ama güzel hareketler bunlar.

*güzel hareketler deyince aklıma geldi. geçen cuma, züleyha evlendi. nikahta hediye olarak onlar da haticeler gibi Kur'an-ı Kerim meali vermişler. Maşallah. Rabbim okumayı ve hayatımızı da Kur'an'a göre şekillendilrenler olmayı cümlemize, ehlimize, evladımıza nasip etsin.

Perşembe, Nisan 05, 2012

hamur kafalı beyinler

geçen gün, öğretmenlik yapan bir arkadaş öğrencilerinin seviyelerinin düşüklüğünden yakındı. "anlatıyorsun anlatıyorsun yine yüzüne boş gözlerle bakıyorlar, basit bir şey soruyorsun öylece bakıyorlar", dedi.


senin tesbitin nedir? sence neden bölgeye, yöreye, ilçeye göre değişiyor öğrencilerin başarısı?

diye sordum:

- bir çok etken var muhakkak. ama beslenme de önemli bir etken. "hamur işi ağırlıklı beslenme hamur kafalı yapar sizi" derdi fakültede bir hocamız. [kuzene anlatmıştım öğretmen arkadaşla aramızda geçen diyalogu, "babam da çok patates kızartması yediğim zamanlarda patates kafalı olacaksın derdi" dedi.]

Epey olmuştu bir sempozyuma gitmeyeli




Eşim yeni bir okulda göreve başladı bu hafta. Öğrencilerini sempozyuma götürmüş bugün. Sen de gelsene, dedi, bizim hocalar hep burda. Kurstan sonra ben de gittim. Salona girdiğimde İ. Taşpınar hoca konuşuyordu. Onu görünce gülümsedim. Severim hocayı.

İsmail Hoca, Katolik cemaatlerinde engellilerin konumu ve engellilere nasıl yaklaşıldığı konusunda bir bildiri sundu. Eşimin öğrencilerinden biri döndü, hocam bu konuşan müslüman mı diye sordu :) daha yolun başındalar. tanıyacaklar, öğrenecekler inşallah.
Yakup Hoca da bildirisinde Bakara 155. ayetin altını çizdi ve Hz. Peygamberin engelli sahabilere yaklaşımını anlattı.

Son oturuma İlhan Hoca başkanlık ediyordu. Ancak okul çıkış saati yaklaştığı için bizim ayrılmamız gerekiyordu artık. Eşim, okula götürecek servisi ayarlamak için dışarı çıktığında öğrenciler fısıldaşmaya başladılar. Kızlar, biraz daha sabır dedim. Hocam, biz sabahtan beri burdayız, yorulduk, dediler :)

Birazdan da çıktık zaten. Sempozyum nasıl oluyormuş öğrendik, dedi kızlardan biri.
Okula varınca da servisten inerken, eşime, teşekkür ederiz hocam, dediler. O da estağfirullah arkadaşlar, inşallah müstefid olmuşsunuzdur dedi. Ne olmuşuzdur hocamm? sorusu çıktı birinden :)

Aklıma kendi ihl yıllarım geldi. Biz de İ. Ayal hocanın bir dediğini anlıyorsak ikisini anlamazdık.
Sonra sonra ikisini anladık birini anlamadık. Halen daha hocayı anlayamadığımız zamanlar oluyor, değil mi mübtedi? ;)