Perşembe, Eylül 20, 2012

foşur foşur



balkonlarımız, evlerimizin mutena ve yarı mahrem alanları foşur foşur, şarıl şırıl yıkanarak temizlenir. lakin bunu nedense göz ardı eden müteahhitlerimiz balkon zeminlerinde açıklık bırakıyorlar. hiç iyi etmiyorlar. balkonu yıkayayım derken alt komşularla papaz mı olalım? yoksa dışarının bütün tozunu kirini silerek mi bertaraf edelim? bez dayanmıyor o zaman da arkadaş. sil at, uygulaması yapmak gerekiyor. zira çevredeki inşaatların fazlalığı dolayısıyla çok toz oluyor. bir kere kullandığın bezden de bir daha hayır gelmiyor.


evin beyine derdimi ilettim. güya o açıklıkları kapatacak ya da kapattıracak. bakalım ne zaman?

Salı, Eylül 18, 2012



çocukluğumuzun oyunu. geçen gün rastladık, aldık. hâlen satılıyormuş meğer.
babasından solo test alacağım diye para istemiş vaktiyle bizim bey. adamcağız, oğlum ders çalışıyor maşallah diye sevinmiş. test dediği şeyin oyun olduğunu görünce bozulmuş, lakin Allah'tan kendisinin de hoşuna gitmiş sonradan ;)

oynayanlar bilir, oyunun sonunda kalan taş adedine göre size bir sıfat biçiliyor. kurnazlıktan öteye geçemedim ben :D

Perşembe, Ağustos 30, 2012

Allah nasip ederse yarın askerimin yemin töreni var. Törenden sonra o kışladan inşallah beraber çıkacağız. Nasipse bir hafta beraberiz. Sonra kalan askerlik süresini doğuda bir ilin ilçesinde geçen kış kardan dolayı 3 ay yolları kapalı olan köyünde öğretmenlik yaparak tamamlayacak. Rabbim kolaylaştıracak inşallah.

Bu acemi askerlik sürecinde Allah nasip etti, ilk hafta hariç, bayramdan itibaren gün aşırı ziyarete gittik eşimi. Bayramdan beri Isparta'dayım. Dağ yolundan gidince sadece 25-30dk. sürüyor Isparta'da evden çıkıp B.'da kışlaya varmamız. Bu fırsatı değerlendirdik biz de. Askerimize moral oldu. Askeriye'nin emir komuta zincirine bu sayede dayandı :)

 Askerimize soruyorduk, ne istersin ne getirelim diye, çay yeter diyordu her seferinde.Kahvaltıda sadece 1 bardak çay veriliyormuş. Kantinde de demleme değil sallama çay oluyormuş. Her seferinde termosa çayımızı doldurduk. Yanına da nevalemizi aldık. Piknik havasında geçti ziyaretlerimiz. Kayınpeder iyice alıştı hatta ortama. Dün hüzünlendi bu son oturuşumuzdur herhalde burda diye :)

Geçen haftasonu gittiğimizde uzun dönem askerlik yapacak acemi askerler gelmeye başlamıştı. Onları görebiliyorduk oturduğumuz yerden. Kimisi o kadar gençti ki. İncecik delikanlılar. Kendi askerimiz yanımızdaydı ya nasıl olsa, biz de bu tazecik askerlerin derdine düştük kayınvalidemle. Gözlerimiz doldu bolca. Rabbim hayırlı tezkereler nasip etsin cümlesine. Hayırla, sağlıkla kavuştursun bekleyenlerine.



iki oğlan bir kız

bir kaç saattir, ara ara bilgisayar başından kalkıp tekrar oturmak suretiyle şu blogu okuyorum. güneşli günler'in linklerinden geldim sanırım oraya. bayıldım. okudukça okudum. kısa kısa yazmış 3 çocuk annesi gazoz kapağı yazılarını. sıkıcı detaylar, lafı uzatmalar yok. boncuk gözlü evlatlar var. Büyük oğlan Yusuf'un pek bilmiş konuşmaları var.

isminin ayşe olduğunu öğrendim yorumlardan. başka bir yorumdan "güneşe yolculuk" isimli bir kitabı olduğunu. kitapyurdu'ndan isminin ayşe sevim olduğunu ve bir değil epey bir kitabı olduğunu öğrendim akabinde de ;)

3 arkadaş beraber yazdıkları şu blog da hoşuma gitti. eski bir arkadaşlık belli ki onlarınki. lise midir üniversite midir bilemedim. ama güzel hareketler bunlar.

*güzel hareketler deyince aklıma geldi. geçen cuma, züleyha evlendi. nikahta hediye olarak onlar da haticeler gibi Kur'an-ı Kerim meali vermişler. Maşallah. Rabbim okumayı ve hayatımızı da Kur'an'a göre şekillendilrenler olmayı cümlemize, ehlimize, evladımıza nasip etsin.

Perşembe, Nisan 05, 2012

hamur kafalı beyinler

geçen gün, öğretmenlik yapan bir arkadaş öğrencilerinin seviyelerinin düşüklüğünden yakındı. "anlatıyorsun anlatıyorsun yine yüzüne boş gözlerle bakıyorlar, basit bir şey soruyorsun öylece bakıyorlar", dedi.


senin tesbitin nedir? sence neden bölgeye, yöreye, ilçeye göre değişiyor öğrencilerin başarısı?

diye sordum:

- bir çok etken var muhakkak. ama beslenme de önemli bir etken. "hamur işi ağırlıklı beslenme hamur kafalı yapar sizi" derdi fakültede bir hocamız. [kuzene anlatmıştım öğretmen arkadaşla aramızda geçen diyalogu, "babam da çok patates kızartması yediğim zamanlarda patates kafalı olacaksın derdi" dedi.]

Epey olmuştu bir sempozyuma gitmeyeli




Eşim yeni bir okulda göreve başladı bu hafta. Öğrencilerini sempozyuma götürmüş bugün. Sen de gelsene, dedi, bizim hocalar hep burda. Kurstan sonra ben de gittim. Salona girdiğimde İ. Taşpınar hoca konuşuyordu. Onu görünce gülümsedim. Severim hocayı.

İsmail Hoca, Katolik cemaatlerinde engellilerin konumu ve engellilere nasıl yaklaşıldığı konusunda bir bildiri sundu. Eşimin öğrencilerinden biri döndü, hocam bu konuşan müslüman mı diye sordu :) daha yolun başındalar. tanıyacaklar, öğrenecekler inşallah.
Yakup Hoca da bildirisinde Bakara 155. ayetin altını çizdi ve Hz. Peygamberin engelli sahabilere yaklaşımını anlattı.

Son oturuma İlhan Hoca başkanlık ediyordu. Ancak okul çıkış saati yaklaştığı için bizim ayrılmamız gerekiyordu artık. Eşim, okula götürecek servisi ayarlamak için dışarı çıktığında öğrenciler fısıldaşmaya başladılar. Kızlar, biraz daha sabır dedim. Hocam, biz sabahtan beri burdayız, yorulduk, dediler :)

Birazdan da çıktık zaten. Sempozyum nasıl oluyormuş öğrendik, dedi kızlardan biri.
Okula varınca da servisten inerken, eşime, teşekkür ederiz hocam, dediler. O da estağfirullah arkadaşlar, inşallah müstefid olmuşsunuzdur dedi. Ne olmuşuzdur hocamm? sorusu çıktı birinden :)

Aklıma kendi ihl yıllarım geldi. Biz de İ. Ayal hocanın bir dediğini anlıyorsak ikisini anlamazdık.
Sonra sonra ikisini anladık birini anlamadık. Halen daha hocayı anlayamadığımız zamanlar oluyor, değil mi mübtedi? ;)

Çarşamba, Mart 28, 2012

Çanakkale içinde aynalı çarşı...

12 Mart İstiklal Marşı'nın Kabulünün ve 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin yıldönümleri vesilesiyle kursta düzenlediğimiz programda kullandığım, istifade ettiğim döküman ve videolar. Emeği geçenlerden Allah razı olsun.

İstiklal Marşı belgeseli:


Programı yapacağımız gün sabah yolda kursa giderken aklıma geldi. Bir ara gündemde olmuştu, İstiklal Marşı'nı okuyan küçük kızlar. Onların videosunu izlettireyim dedim. Kursa varınca hemen nete girip aradım. Beğenemedim videoları. O sırada bu belgesele rastladım. Körün aradığı bir göz, Allah verdi iki göz. Telaşeden fark etmemişim, devamı varmış aslında bu videonun. Ama sorun olmadı gerisini ben toparladım, anlattım dilim döndüğünce.

Çanakkale'de uygulanan askerî stratejiyi anlatabilcek konumda değildik. Hâliyle ve konumumuza uygun olarak Çanakkale'nin manevi cephesine vurgu yaptık. Sunum vaaz olarak hazırlanmış şu çalışmadan da çok istifade ettim.

Efendimiz Çanakkale'de:
Muzaffer Onbaşı:



Salı, Mart 27, 2012

salonu açtık

kışın, baktık ki salonu ısıtamıyoruz kapattıydık peteğini, kapattıydık kapısını. kapı altına da çekmiştik setimizi. orası ayrı bir alem olmuştu. evin kalanı ayrı bir alem. salon, kutuplardan bir köşe. diğer odalar ılıman.

böyle böyle geçti günler. soğuk günler daha soğuk günleri kovaladı. biz de salonu unuttuk. oturma odasının kanepeleriyle bütünleştik. derkeeen, Allah güneşi gönderdi. cemreler düştü şuraya buraya. havalar ısındı (şu iki günün soğuğunu saymıyorum). gözümüz gönlümüz açıldı. ben de salonu açtım. pazar günü de büyük teyzem, üç kızı, damatları, torunları, ablam, kardeşim, yeğenler derkeeen misafir sezonunu açtık inşallah.