Pazartesi, Ekim 25, 2010

yorumlarla hatırladıklarım

*"Merakımdan soruyorum" başlıklı yazıda devlet kadrolarındaki kadrolu-sözleşmeli-ücretli çalışan ayrımından yakınmıştım. Aynisafa bu ayrımın iş gücünün yükseltimesinde etkili olduğunu söylemiş. Kısmen hak verebilirim ama, bunu yeterli bir sebep olarak görmediğimi tekrarlayayım. Ve aksi bir örnek zikretmeden de geçmeyeyim :)

Dönem başı olması sebebiyle iki hafta önce üst üste toplantılarımız oldu. İlçedeki tüm Kur'an Kursu hocaları bir araya geldik. İlk gün müftü bey seminer verdi. Sonraki günler yılların hocaları olan L. ve Z. Hocalar bizimle tecrübelerini paylaştılar. Ders işleniş metodları, öğrenciye nasıl yaklaşılması gerektiği gibi konularda rehberlik ettiler. Derslerin ilgi çekici hale getirilmesi, çeşitli objelerin kullanılması, zaman zaman yarışma türü etkinliklerin yapılması gerektiğine değindi L. Hoca:
"- Arkadaşlar, bir kaç yıl önce eğitim seminerlerine çağırdılar bizi Gebze'ye. Bu tür şeyler anlattılar. Ne kadar üzüldüm o an. Eyvah, dedim, hocalık bitti! Hocalık bu mu? Oyuncak olmuş hocalık. Sonra baktık, hakları varmış. Arkadaşlar, artık böyle. Eskiden hoca, her şeyiyle örnek alınırdı. Şimdi hocanın görevi daha farklı. Biz rehberlik ediyoruz. Doğru bilgiye ulaşmasında öğrenciye aracı oluyoruz. Bunu da onun dikkatini, ilgisini çekmeye çalışarak yapıyoruz."

Diyeceğim o ki, kadrolu bir hoca hanım olmasına rağmen, "hocalığın değişen vasıfları"na gönlünden itiraz etmesine rağmen, sürece ayak uyduran, yeni yöntemleri uygulamada biz çömezlere ön ayak olan biri var bu örnekte.  

"Kadrolular koyveriyor, fahriler daha gayretli çalışıyor" önermesi, hadi diyelim, bir nebze doğru olsun. Peki atamalar yapılırken, devlet neye göre sözleşmeli alımı yapıyor? Başka zaman neye göre karar veriyor, hadi şimdi de kadrolu alalım diye? Sözleşmelileri kadrolu yapsalar önce? Hepimiz kardeş olsak? Mümkün değil mi?

Sözleşmeli bir personel olarak, durumumdan şikayetçi değilim. Bir an evvel kadroya geçsem diye bir tasam da yok hamdolsun. Şöyle bir durum var yalnız: müftü bey, "daha yetkili falan yok, hepiniz aynı vazifelerle mükellefsiniz" diyor. Sıra sorumlu bulmaya gelince, "hocam, siz sözleşmelisiniz, bir durum oldu mu siz mesul olursunuz" deniliyor. Yetki yok, sorumluluk var. Aman ne güzel! Yetki de istemiyorum sorumluluk da. Yani direkt benim müdahil olmadığım konularda sorumlu olmayı reddediyorum. İdareci olmak istemiyorum! Hele ki bir idareciye yaraşır vasıfları taşımadığına inandığım bir amirden nutuk dinlemek zorunda olmaktan hiç haz etmiyorum!

* "monday again, mayday mayday" başlıklı yazıda da toplu taşıma araçlarında yaşadığım sıkıntıdan dem vurmuş, hanımlara ayrı beylere ayrı ulaşım araçlarının tahsis edilmesinin ne kadar da iyi olacağını söylemiştim. Sevgili kuzenim Londra'daki hanımlara özel pembe taksi uygulamasının haberini yollamış.

Bu vesileyle aklıma gelen başka şeyleri de yazmak istedim.
Beyler, sizi biraz nezakete ve anlayışa davet ediyorum. En basit ifadeyle "kabalıktan", daha gerçekçi bir tabirle "kazmalıktan" sakının!

Geçenlerde Bağlarbaşı durağında otobüs bekliyorum. Bebek arabalı bir anne, bebeğinin arabasını kapattı. Hem bebeğini taşıyor, hem arabayı. Bu şekilde otobüse binmeye çalışıyor. Ben yeterince yakın değildim. Otobüsten biri yardımcı oldu sanırım binmesine. Bu esnada benim gibi duruma tanıklık eden biri [bir kazma] şunları söyledi: "Ne işin var be kadın bebekle dışarda. Otur evinde!"
İçimden o adamı evirip çevirip dövmek geçti!

Başka bir olay.
Gebze-Harem dolmuşu. Yine bebek arabalı bir hanım. Araba katlandı, kapının yakınlarında bir yere kondu. Minibüsteki yolculardan bir "beyefendi" bu süreçte hanıma çok yardımcı oldu. Bebek arabasını yerleştirdi. Kadına yerini verdi. Parasını uzatmasına yardımcı oldu. "Kazma" şoför ise, "o arabayı oraya kim koydu? nereye yolcu alacağım ben?" diye köpürdü. Adamın haklılık payı var belki, ama kaba ama çok saba! Ah şu üsluptan yol yordamdan habersiz biçareler! "Beyefendi" müşteri ise orta yolu bulmaya çalışıyor. "Abi, napalım, yardımcı olmak lazım ablaya. Bagaja koyayım ben istersen." "Bagaja sığmaz o!" diyerek uzlaşmadan kaçındı.

Bebekli kadınlar evlerinden çıkmasın diyenler asıl siz çıkmayın sokağa!

1 yorum:

  1. Yani! Belki bebeği için çıkıyor sokağa o kadıncağız, doktora götürecek belki. Ki gerek de yok buna, bebeği büyüyene kadar evden çıkmıycak mı kadın?

    Toplu taşıma araçlarındaki rezil hallerden ben de çok mağdurum. Oturanları geçtim, kenarlarda yer kapmış adamlar yerlerini ortada telef olan kadınlara verip biraz centilmenlik yapabilir diye düşünüyorum.

    Ehliniz olmasak da size emanetiz beyler, "bana ne, ben kendime bakarım" diyeceğinize biraz incelik gösterirseniz en azından güne dualarımızla başlarsınız.

    YanıtlaSil